Türkiye'de İslami STK'ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi

16 Şubat 2018

Bu rapor son yirmi yılda İslami Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) yapılarında ve faaliyetlerinde yaşanan
değişimi ele almaktadır. Türkiye’de hızlı değişimlerin yaşandığı bu çalkantılı dönemde ülkeyi
sarsan büyük siyasi, iktisadi ve sosyal krizlerin olmadığı bir yıl neredeyse yoktur. Küresel düzeyde de
önemli değişimlerin yaşandığı bu süreç, Müslüman dünyanın uluslararası müdahalelerin odağına
yerleştiği bir dönemdir.

İçinden geçmekte olduğumuz dönemde toplumsal yapının pek çok unsurunda radikal değişimler
yaşanmıştır. İslami STK’lar da son yirmi yılda hem ciddi değişimler geçirmiş hem de gittikçe daha
fazla görünür ve tartışılır olmaya başlamışlardır. 28 Şubat Postmodern müdahalesi ile başlayan ve
15 Temmuz Darbe Girişimi ile kapanan bu dönem İslami STK’lar açısından büyük dönüşümlerin
yaşandığı bir dönem olmuştur. İslami STK’ların devlet açısından dönemin başındaki tehlikeli konumları
dönemin sonunda gerekli konuma evrilmiştir. Bir başka ifadeyle İslami STK’ların devlet tarafından
takip edilme ve bastırılmaları, desteklenme ve teşvik edilme süreçleri ile yer değiştirmiştir.
Aynı zamanda siyasal yapıda yaşanan bu dönüştürücü etkiyle birlikte hızlı toplumsal değişmenin
de ele aldığımız kuruluşları ciddi değişimlere zorladığını görmekteyiz.
İslamcılık ve İslami STK’lar öteden beri ciddi bir ilginin ve tartışmanın konusu olagelmişlerdir. Ancak
bu tartışmalar genellikle değişimi düşünce/zihniyet boyutu ile ele almaktadır. Yapılan araştırmalarda
çoğunlukla yaşanan zihni değişimlerin yapı ve faaliyetlerde ne tür bir değişim oluşturduğu
tartışılmamıştır. Esasında eğer bir zihniyet değişimi varsa bunu görebileceğimiz ya da test edebileceğimiz
alan olan yapı ve faaliyetlerdeki değişimlerin incelenmemiş olması, İslami STK’ları anlamak
bakımından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bu sorunlardan en önemlisi analizi realiteden koparan
aşırı genelleme ve indirgemedir.

Önde gelen 31 İslami STK’dan 40 kıdemli yönetici ile yapılan derinlemesine görüşmelerine ve kurumların,
vaka ve doküman incelemelerine dayanılarak kaleme alınan bu rapor, İslami STK’ların
kurumsal yapı ve faaliyetlerindeki değişimi örgütsel değişim perspektifinden ele almaktadır. Bu
bakımdan araştırmanın en önemli tespiti, İslami STK’lardaki değişimin temel itici faktörünün kaynaklardaki değişim olduğudur. Buna ek olarak kaynaklardaki değişimi erken bir biçimde keşfederek
örgütsel değişimi başarılı bir biçimde yöneten örneklerin varlığı, İslami STK’larda değişime yönelik
talebi beslemektedir. Bu anlamda bu dönemde daha başarılı değişim örneklerinin izomorfik bir
biçimde alanı dönüştürmesi söz konusudur.

1980’lerde başlayan liberalizasyon ile oluşan sosyo-ekonomik değişimler 2000 sonrasında hızlanarak
devam etmiştir. 28 Şubat sürecinin baskıcı ve anti-demokratik uygulamaları İslami STK’ların içe
kapanmasına; yapı ve faaliyetlerinde ciddi kırılmalar yaşamalarına neden olmuştur. Doksanlarda
duraklayan liberalleşme ve küresel entegrasyon 2000’lerde bir taraftan IMF denetiminde uygulanan
ekonomi politikaları diğer taraftan da Avrupa Birliği adaylık süreci ile şekillenen siyasi ve hukuki
değişimlerle yeniden hızlanmıştır. Bu değişimler İslami STK’ların yeniden kamusallaşmasına
zemin hazırlayan önemli etkenler arasındadır. Bu süreç İslami STK’lar için kurumsallaşma yönünde
örgütsel değişim dönemidir. Kurumsallaşma çerçevesinde yaşanan örgütsel değişimler kısaca şu
şekilde özetlenebilir:
1. Geleneksel enformel cemaatsel yapılardan formelleşmiş yapılara doğru bir geçiş yaşanmıştır. 2000
sonrası dönemde geleneksel pek çok İslami grubun kurumsallaşmaya başladığını görebiliriz.
Bu kurumsallaşma ağırlıklı olarak bu grupların kendilerini bir kurumsal yapı üzerinden topluma
aksettirmeleri ile yaşanmaktadır. Yapmış olduğumuz görüşmelerin tamamında cemaatlerin
enformel yapılarının bu dönemde formelleşmeye başladığını ve bunun da sivil kuruluşların formelleşmesine
yol açtığını görmekteyiz. Bunda hiç şüphesiz rahatlayan hukuki yapının da etkisi
mevcuttur. Yeni tip İslami kuruluşların ortaya çıkması, yeni medya ve iletişim kaynaklarını kullanarak
hızlı bir biçimde başarıya ulaşması da geleneksel aktörlerin bu kurumsallaşma biçimlerini
taklit etmelerine ve neticesinde bütün bir İslami sivil alanın dönüşümüne yol açmıştır.
2. İçe dönük bilinçlendirme faaliyetlerinden dışa dönük bilgilendirme faaliyetlerine doğru bir geçiş
söz konusudur. Araştırmamızda görüştüğümüz İslami kuruluşların hemen hemen tamamı en
temelde ortaya çıkış maksatlarını ve misyonlarını toplumda kaybolan/kaybettirilen İslami bilincin
yenilenmesi olarak ortaya koymaktadırlar. Bu söylemin bugün de terkedildiğini söylemek
mümkün değildir. Görüştüğümüz kuruluşlar bu amacın bugün de devam ettiğini beyan etmiş-
lerdir. Ancak bu kuruluşların temel faaliyet alanlarına ve bu faaliyetlerin içeriklerine baktığımızda
toplumu İslami yönden bilinçlendirmeye yönelik faaliyetlerin azaldığını ve gittikçe muhataplarına
formel bir beceri ve birikim kazandırmaya yönelik faaliyetlerin öne çıktığını görmekteyiz.
Görüştüğümüz tüm kuruluşlarda bu dönemde geleneksel sohbetlerin yanında formel
eğitim mekanizmalarının ortaya çıktığını ve zaman içerisinde daha fazla alan kazandığını görmek
mümkündür. Artık bu kuruluşlar yaptıklarıyla mevcut sistemle uyumsuzluğu değil uyumu
özendiren bir mahiyet kazanmışlardır. Dolayısıyla misyonun dönüştürücülükten gittikçe entegrasyona
doğru seyrettiğini söylemek mümkündür. Öte yandan İslami STK’ların faaliyetlerinde
ele aldığımız dönemde içe dönük faaliyetlerden dışa dönük proje temelli çalışmalara doğru bir
değişim yaşanmaktadır. Başlangıçta yadırganan proje temelli çalışmaların zamanla geleneksel
faaliyet biçimlerinin yerine geçtiğini görmekteyiz. Esasında bu devlet sektöründe ve iktisadi
sahada yaşanan dönüşümden bağımsız bir değişim değildir. Bu dönemde sadece Türkiye’de
değil tüm dünyada proje eksenli çalışmak, iktisadi ve sosyal yaşamın temeli olmuştur. İslami
STK’ların da bu trende bir miktar gecikmeli de olsa katıldıklarını söyleyebiliriz. Bunda yukarıda
bahsedildiği gibi mali kaynakların dönüşümü önemli bir rol sahibidir.
3. Dışa dönük yeni kamusal temsil biçimleri şekillenmektedir. 2000 sonrası dönem aslında kamusal
olarak pek çok şeyin yeniden biçimlendiği bir döneme tekabül etmektedir. İnternetin yaygınlaşması,
sosyal medyanın iletişimi yeniden şekillendirmesi, eğitim sisteminde yaşanan değişimler
İslami aktörlerin yeni kamusal temsil biçimlerine sahip olmasını doğurmuştur. Bir önceki
dönemin protest radikal diline mukabil bu dönemin kamusal temsili dindarlık üzerinden gerçekleşmektedir.
Bu dindarlığın temsilinin faaliyetlere yansıması eğitim ve sosyal yardım alanların
öne çıkmasına neden olmuştur.
4. Yerel toplumsal ilişkilerden uluslararası ilişki ağlarına doğru bir açılım mevcuttur. 2000 sonrasında
hemen hemen tüm sivil kuruluşların yaşadığı temel dönüşümlerden birisi uluslararası alanda
faaliyetlerin yoğunlaşmasıdır. Görüştüğümüz tüm kuruluşlar bu dönemde uluslararası faaliyetlerini
başlatmış veya ciddi bir biçimde genişletmiştir. Bunda birkaç etken önemli pay sahibidir.
Bunlardan birisi küreselleşme sürecinin toplumsal yansımasıdır. Bu kuruluşların yöneticileri,
gönüllüleri ve destekçileri artık küresel sorunlar ve meseleler hakkında daha fazla bilgi sahibidirler
ve dolayısıyla uluslararası alana yönelik daha fazla faaliyet gerçekleştirmek istemektedirler.
İslami dayanışma ve kardeşlik fikriyle de desteklenen bu uluslararası faaliyetler çoğunlukla
eğitim ve sosyal yardım alanlarında gerçekleşmektedir. Çok az kuruluş (genellikle 1990’larda
ortaya çıkan cemaatsel olmayan yeni tür yapılar) küresel düzeyde farklı ilişkilere girmeye, temsil
ve lobi faaliyetlerine yönelmiştir. Uluslararasılaşma bu dönemi en iyi ifade eden kavram olarak
karşımıza çıkmaktadır.
5. Geleneksel mali kaynaklardan yeni dışsal fonlara doğru önemli bir mali değişim söz konusudur.
İslami sivil kuruluşlar, hayırseverlik ve dinî dayanışma duygularından beslenen çeşitli mali
kaynaklara sahiptir. Her Müslümanın vermesi gereken bir tür dinî vergi mahiyetindeki zekât,
hayırseverliğin temel biçimi olan infak, İslami faaliyetlerin iki temel mali kaynağıdır. Özellikle
1950 sonrası dayanışma ağlarından sivil kurumlara geçilen dönemde bu iki kaynak kurumsal
mobilizasyonun temel dayanağı olmuştur. Zamanla bu kuruluşların yine hayırseverlikten beslenen
bağışlar yoluyla çeşitli gayrimenkuller, akarlar ve sabit gelirler elde etmeye başladıklarını
görmekteyiz. Bu geleneksel kaynaklara 1980 sonrası dönemde ekonomideki kalkınmaya ve iş
adamı profilinin değişimine bağlı olarak girişimcilikle zenginleşmiş kişilerin finansörlüğü eklenmiştir.
Yükselen Anadolu sermayesi aynı zamanda kendi himayesinde çeşitli İslami faaliyetlerin
finansörlüğünü de üstlenmeye başlamıştır. Temelde 1990’larda biçimlenmeye başlayan
bu yeni mali ilişki esasında kurumsal yapıların dönüşümünün ve 2000 sonrası ortaya çıkan kamusallaşmanın
arkasındaki itici dinamiği oluşturmaktadır. Zira yaptığımız görüşmelerde mali
mekanizması artık hesap sorulmayan ve verilmeyen geleneksel kaynaklar kadar bir hesaba
ve kayda alınarak yeni mali kaynaklara dayanan kuruluşların bir kurumsallaşma baskısına maruz
kaldıklarını görmekteyiz. Değişen mali kaynaklar, İslami sivil aktörlerin kurumsal yapılarını
da değişime zorlamaktadır. Öte yandan mali kaynak oluşturma biçiminde yaşanan bir başka
önemli değişim de dış kaynaklı proje fonlarının kullanımıdır. Başlangıçta büyük oranda tepki
duyulan uluslararası proje fonları, kamu proje fonları, kamu destekleri ve devlet kaynakları-
nın kullanımının 2010’lardan itibaren artık yadırganmadığını ve alternatif bir finansman biçimi
olarak görülmeye başlandığını görmekteyiz. Mali kaynaklardaki bu değişim esasında buradan
sonra açıklanacak dört maddenin de temel dinamiğini teşkil etmektedir. Zira bir süre sonra
kurumsal yapıdan toplumsal ilişkilere, insan kaynaklarından faaliyet biçimlerine kadar pek çok
mekanizmanın farklılaşması temelde gerçekleşen bu mali değişimle ilişkilidir.
6. Cemaatsel temelli gönüllü ilişkilerden profesyonel örgütsel yapılara doğru bir evrilme söz konusudur.
Faaliyet biçimindeki bu değişim -proje eksenli çalışmaların ağırlık kazanması- aynı zamanda
bu faaliyetlerin hitap ettiği grupları, onlarla iletişim biçimini ve bu faaliyetleri gerçekleştirenlerin
ilişkilerini de değiştirmiştir. Geleneksel olarak İslami sivil kuruluşlar faaliyetlerini
cemaat temelli toplumsal ilişkiler ağında gerçekleştirmekteydiler. 1990’larda bu cemaatsel iliş-
kiler yerini gönüllülük temelli birlikteliklere bırakmaya başladı. Son dönemde ise profesyonel
insan kaynağının daha fazla öne çıktığını söylemek mümkündür. Görüştüğümüz bütün kuruluşlarda
profesyonel sayısının arttığını ve profesyonellerin kurumsal yapı içindeki rollerinin ve
konumlarının geliştiğini görmekteyiz. Bunda bu kuruluşların yeni kamusallık biçimi, kendisini
hedef kitlesine sunma tarzı, mali kaynaklarının talepleri, cemaatsel zeminlerin aşınmış olması,
uluslararası alanda faaliyetlerin yaygınlaşması ve şeffaflaşma zorunluluğu öne çıkan etkenler
olarak göze çarpmaktadır. Görünen o ki, İslami sivil kuruluşlar bu değişim tamamlandığında
profesyonel bir örgüt sistemine sahip yapılara dönüşecektir.
7. Toplumsal hizmetten belli bir alanda odaklaşmış uzman kuruluşlara bir geçiş söz konusudur. Bunu
tamamlayıcı bir biçimde yeni kuruluşlar ortaya çıkmış ve bir sivil kuruluşlar topluluğuna dönüşme
eğilimi oluşmuştur. Yukarıda ele alınan bu değişimin önemli yansımalarından birisi de İslami
kuruluşların uzmanlaşmaya başlamasıdır. Görüştüğümüz pek çok kuruluş bu konuda bir farkındalık
ve hatta öz eleştiri sahibidir. Görüştüğümüz kişiler geçmişte yaptıkları gibi her alanda
çalışmadıklarını artık kendilerine belirli odak alanlar seçtiklerini belirtmektedirler. Bu odaklaş-
manın iki şekilde gerçekleştiğini tespit etmekteyiz:
a. Eğer ilgili kuruluş daha büyük bir grubun/cemaatin temel kurumu ise uzmanlaşma yeni
kuruluşları doğurma yoluyla gerçekleşmektedir. Bu durumda ilgili grubu temsil eden bir
ana kuruluş daha çok temsil faaliyetlerine odaklanırken; geçmişte bu kuruluşun yaptığı
değişik faaliyetleri gerçekleştiren çok sayıda yeni kuruluş ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda
yeni kuruluşlar kurmak, insan kaynaklarını mobilize etmek, yetişmiş insanlara istihdam
olanakları oluşturmak, toplumsal tabanda yaygınlaşmak ve etki alanlarını genişletmek gibi
örgütsel işlevleri de mevcuttur. Bu sürecin akabinde pek çok İslami grubun bir sivil kuruluş-
lar topluluğuna dönüştüğünü görmekteyiz. İslami STK’ların federasyonlar veya platformlar
şeklinde kendisine bağlı uzmanlık kuruluşlarını bir araya toplaması yeni bir olgudur.
b. İlgili kuruluşun cemaatsel bir tabanı olmaması durumunda ise uzmanlaşma mevcut faaliyet
alanlarından bir veya bir grubunda odaklaşmayı ve diğerlerinden çekilmeyi getirmektedir.
Göründüğü kadarıyla toplumsal ihtiyaç algısı, taleplerin ve kaynakların değişimi, uzmanlaşma
trendini beslemeye devam edecektir.
8. Adanmış insan tipinden eğitimli insan tipine doğru bir kayma söz konusudur. Kurumsal yapı, örgütlenme
biçimi, ilişkilerdeki dönüşüm ve profesyonelleşme bu kuruluşlarda yer alan insan
tipolojilerinin de değişimine neden olmuştur. Eskinin adanmış müntesibinin yerine zamanla
bu yeni yapıda yer alacak ve yeni tür faaliyetleri gerçekleştirmeye aday eğitimli birey geçmiştir.
Bu aslında uzun vadede İslami kuruluşların toplumsal zemininde önemli etkiler oluşturacak
bir değişimdir. Görüştüğümüz pek çok kuruluşta bu süreç çok ciddi kırılmalara ve bunalımlara
yol açmış ancak neticesinde sürecin kazananı, yeni kurumsal yapının talepleri doğrultusunda
eğitimli bireyler olmuştur. Zira mali fon oluşturup yönetmekten proje yazmaya, toplumsal
talebi karşılayacak verimlilikte ve etkinlikte faaliyetler üretmekten resmi hukuki prosedürleri
uygulamaya ve uluslararası faaliyetler gerçekleştirmekten profesyonel iletişim çalışmalarında
bulunmaya varan bir dizi kurumsal değişim kendi alanında yetişmiş donanımlı ve eğitimli bireylere
kurum içinde daha fazla ihtiyaç duyulmasına ve dolayısıyla onların zamanla daha fazla
belirleyici olmalarına yol açmaktadır. Öte yandan bu durum eskinin adanmışlarının pasifleşmesine
ve hatta zamanla kurumdan ayrılmalarına neden olmakta ve kurumun kendisini toplumsal
yapı içinde var eden ilişkilerden kopmasına yol açmaktadır. Yapmış olduğumuz mülakatlarda
bu süreci sistematik bir biçimde değişimin farkında olarak yürüten kurumların daha itidalli geçişler
yaşarken diğerlerinin daha sert kırılmalara maruz kaldıklarını görmekteyiz.
9. Kadınların her düzeyde katılım, katkı ve etkinlikleri artmaktadır. İslami STK’larda son dönemde
yaşanan en önemli değişimlerden birisi, kadınların artan etkinliğidir. Bu çerçevede genel olarak
dindar kadınların eğitim seviyelerinin ve kamusal yaşama katılımlarının artması ve özel olarak
da 28 Şubat sürecinde yaşanan başörtüsü yasağı ve bu yasağa karşı yürütülen mücadelenin
kadınlara İslami STK’larda daha fazla alan açılması önemli etkenlerdir. Kadınların faaliyetlere
daha fazla talep göstermesi zamanla onlara yönelik faaliyetlerin sayıca artmasına yol açmıştır.
Böylece kurum bünyesinden yetişen insan kaynakları bakımından kadınların daha fazla öne
çıkması söz konusu olmuştur. Bu artışla birlikte kadınların kurum içinde görevler üstlenmeye
başlamaları ve gittikçe konumlarını güçlendirmeleri söz konusudur.
10. İslami STK’lar gittikçe kapalı mekânlardan açık kamusal mekânlara doğru bir değişim geçirmektedir.
Aynı zamanda ciddi sembolik değişimleri de bünyesinde barındıran bu değişim süreci
İslami STK’ların hizmet verdikleri mekânların daha görünür ve erişilebilir olmaya başlaması ile
gerçekleşmektedir. Gittikçe tabelalar daha ilgi çeker bir hâle gelmekte, binalar ana güzergâhlara
taşınmakta, iç mekân tasarımları modernleşmektedir. Kurumsal yapı ve faaliyetlerdeki değişimin
bir mahsulü olarak artık mekânlar daha fazla dışa dönük bir biçim kazanmaktadır.
11. Devlete rakip bir konumdan, devlete yardımcı bir konuma: Nihai olarak bütün bu değişimler İslami
sivil kuruluşların içinde yer aldıkları iktisadi, siyasi ve toplumsal ağlarda ciddi dönüşümler
yaşanmasına neden olmuştur. Cumhuriyetin modernleştirici elitist uygulamaları karşısında
toplum içinden ortaya çıkan ve temel misyonunu toplumun İslami bilinçlendirilmesi olarak belirleyen
İslami sivil kuruluşların günümüzde bir sosyal refah müessesesi olarak işlev gördüğünü
ve temelde devlete yardımcı bir konuma doğru evrildiğini görmekteyiz. Araştırmamızda yaptığımız
görüşmelerimiz neticesinde İslami sivil kuruluşların önemli bir grubunun artık devleti
kendisinin rakibi olarak görmediği hatta karşılıklı yardımlaşabileceği bir kurumsal yapı olarak
algıladığını görmekteyiz. Görüştüğümüz kuruluş yöneticileri bu dönüşümdeki en önemli paylardan
birisinin son 15 yıldır devam edegelen AK Parti hükûmetiyle birlikte devlette yaşanan
değişim olduğunu düşünmektedirler. Onlara göre artık devlet kendilerini bir rakip veya tehdit
olarak görmediği için kendilerinin ona karşı mücadele fikriyle çalışmalarının anlamı kalmamış-
tır. Bu fikrin konjonktürel olup olmadığını ise önümüzdeki dönem gösterecektir.
Türkiye’de uzunca bir zamandır sivil toplum üzerine tartışmalar devam ediyor. Sivil toplumun bü-
tün teorik ve sosyolojik anlamlarını kapsayacak şekilde devam eden bu tartışmaların bir boyutunu
da devlet ile toplum arasındaki münasebetlerin yeniden biçimlenmesi oluşturmaktadır. İslami
STK’lardaki yeniden biçimlenme bir taraftan toplumsal yapıdaki değişimlere tekabül ederken diğer
taraftan da devletin bürokratik yeniden yapılanması ve hukuki düzenin değişmesiyle de ilişkilidir.
Bu çerçevede İslami STK’ların yaşadığı değişimin en önemli boyutu, devlet ile girilen ilişkinin sınırlarının
değişimidir. Belki de diğer bütün değişimleri aşacak bir biçimde İslami sivil aktörler geleneksel
devlet karşıtı söylemlerinden ve yapılarından arınarak, devletle ilişki ve iş birliği içindeki kuruluşlara
dönüşmektedirler. Bu dönüşümün söylemsel ve ideolojik alanda çok fazla tartışıldığını görmekteyiz.
Ancak İslami sivil kuruluşların; yapılarının, mali kaynaklarının, toplumsal ilişkilerinin ve faaliyetlerinin
bu süreçte yaşadığı değişimin devletle ve toplumla ilişkilerinin yeniden şekillenmesinde
daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz.